Ana içeriğe atla

CAS Ödülleri Adayları


Oscar yarışında en iyi ses miksajı (daha önceleri en iyi ses diye geçerdi) kategorisine denk gelen CAS Ödülleri'ni, sinemada ses uzmanlarının kurduğu Cinema Audio Society dağıtıyor her sene. Önceleri CAS adayları ile Oscar adayları büyük oranda uyuşma gösterdiyse de özellikle geçen sene gördüğümüz 2/5 oranındaki tutarlılık sonrasında bu sene neler göreceğimizi merak eder halde geldik. Perşembe günü Oscar adayları açıklanıyor. Öncesinde bir filmde duyduğumuz her şeyin seyircinin kulağına harmonik ve pür gelmesini sağlayanların en iyilerine göz atalım:

En İyi Ses Miksajı - Canlı Aksiyon

The Hobbit: An Unexpected Journey
Les Misérables
Lincoln
Skyfall
Zero Dark Thirty

En İyi Ses Miksajı - Animasyon Film

Brave
Frankenweenie
The Lorax
Rise Of The Guardians
Wreck-It Ralph

The Avengers, Prometheus, The Dark Knight Rises gibi iddialı iddialı filmlerin aday olmadığını görüyoruz. Oscar adaylarında karşımıza çıkması muhtemel olan bu üçlüden herhangi birileri The Hobbit ve Lincoln'ın yerini alabilir diye düşünmekteyim. Zero Dark Thirty'nin adaylığı ise filmin gittikçe daha da güçlenmesi anlamı taşıyor çünkü uzman toplulukların bugüne kadar açıkladığı tüm aday listelerinde yer alıyor Bigelow'un filmi (PGA, SAG, WGA, VES, ADG). Les Miserables'ın Oscar adaylığı ise bu listedeki en kesin şey; eh, sonuçta bir müzikalden bahsediyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...