Ana içeriğe atla

Bernie (2011)

Before Sunrise ve Before Sunset filmleriyle pek çok kişinin aşina olduğu Richard Linklater, The School of Rock'ta beraber çalıştığı Jack Black ile suç komedisi Bernie'de tekrar bir araya geliyor. Tamamen gerçek olaylardan esinlenerek, bir nevi belgesel kıvamında çekilen film Bernie isimli bir cenaze görevlisinin zengin ve dul kadın Marjorie ile birlikte olduktan sonra onu öldürmesini ve ardından dokuz ay boyunca çevirdiği dümenleri anlatıyor.

Filmi ana hatları itibariyle komedi ya da dram çerçevelerinden birine sokmak mümkün değil. Başlarda seyirciyi gülümseten, hatta güldüren (trafik kazasında ölen çocuğun çekim esnasında gülmesi ve Jack Black'in repliğin arasına "don't laugh" diye girmesi gibi spontane sahneler) şeyleri izliyoruz fakat zamanla dram da diyemeyeceğimiz, işin daha absürt trajedi boyutlarına ulaştığını görüyoruz. Bernie karakterinin gerçek anlamda sinir bozucu bir Polyanna tiplemesi oluşu herkesin hoşuna gitmeyebileceği gibi onun tam anlamıyla zıttı olan Marjorie için de sempati beslediğimi söylemem yalan olur. Filmin bu iki önemli karakterine hayat veren Jack Black ve Oscar ödüllü Shirley MacLaine'e bakacak olursak iyi birer performans sergilediklerini belirtmemiz mümkün. Öte yandan Bernie'de karşımıza çıkan bir diğer ağır top olan Matthew McConaughy'nin samimi durmayan performansını eleştirmenlerin aksine beğenmediğimi söylemek zorundayım. Komedi ağırlıklı filmlerde rastladığımız kendinden emin, ciddi ve komik olmayan karakterlere karşı her zaman bir antipati beslediğim doğrudur ve ne yazık ki McConaughy de tam olarak böyle bir karaktere hayat veriyor. Oyuncunun yetenekli bir aktör olduğunu bilsek de Bernie'de umduğum işe imza attığını söyleyemem.

Belgesel kıvamında olduğunu belirttiğim filmde kasaba sakinlerinin Bernie karakteri üzerine yaptığı yorumlarla bir buçuk saat geçiriyoruz. Asıl olaya odaklı ve gerçek hikayeden yalnızca aktarılması gerekenin verildiği bir senaryo karşımıza çıkıyor. Komedi ve dram oranı da adabıyla ayarlandığı için filmde en çok hoşuma giden ögenin senaryo olduğunu söylesem yanlış olmaz. 

Filmin bitiminde de gerçek Bernie ve Marjorie karakterlerinin fotoğrafları ile Jack Black'in Bernie hapishanede Bernie ile yaptığı görüşmenin kısa bir bölümünü de izleme fırsatı yakalıyoruz. Sonuç olarak vasat olmaktan öteye geçmekte zorlanan fakat seyredilmesi durumunda kişiden bir şey alıp götürmeyen bir film olmuş Bernie. Oyuncuların performansları ise Hollywood gibi klişelere alışkın bir kültüre odaklı kişilerce beğenilmesi pek doğal ama daha geniş bir çerçeveye bakanlarca oldukça vasat kabul edilebilir.

Puan: 5/10

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...