Ana içeriğe atla

2012'nin Hafızalara Kazınan Sahneleri


2012 biteli birkaç hafta oldu ama benim için sezon henüz bitmediğinden dosyalara devam etme işi 2013'ü de buldu. Böylece sezona ait daha fazla film izleyip daha özel içerikli yazılar hazırlamaya çalıştım. Biraz sonra okuyacağınız liste, geçtiğimiz yıl izlediğimiz filmlerde çok çeşitli gerekçelerle akıllara kazınan ve özel birer yer edinen sahneleri içeriyor. Pek sevgili sinefil dostlarım Zeynep Kırcalı ve www.filmloverss.com'dan Utku Ögetürk ile birlikte hazırladığımız yazıda herhangi bir sıralama yapma gereği duymadık, Latin alfabesinin nimetlerinden faydalanmayı uygun gördük. Bunların kişisel seçimler olduğunu, filmleri izlemeyenleri izlemeye davet etme niteliği taşıdığını bir kez daha belirtelim. Sevgili Zeynep ve Utku'ya katkılarından dolayı kocaman teşekkürlerimi bir kez de buradan ileteyim. Bazı filmlerin söz konusu sahnelerinin video'larını bulmanın imkansız olduğundan o sahne hakkında kısa bir bilgi ve görselle ya da filmin fragmanıyla yazıyı tamamladığımızı da ekleyerek senenin hafızalara kazınan 10 sahnesine/sekansına başlayalım:



Anna Karenina

Joe Wright bir kez daha ciltlerden oluşan bir romanı favori oyuncularıyla beyaz perdeye taşıdı. Bu kez saf ama ihtişamlı bir görsel şölenle, farklı anlatımıyla eskilere göre çok daha iyi bir yapım ortaya koydu. Dario Marianelli’nin kulakların pasını silen bestelerinin bir an bile durmadığı filmde biri tehlikeli diğeriyse saf duygulardan oluşan iki aşk hikâyesini izliyoruz. Vronsky ile Karenina ve Kitty ile Levin. Saf aşkı yansıtan çiftimiz Levin ve Kitty birbirlerine aşklarını itiraf ettiklerinde ortaya muhteşem bir sekans çıkmıştı. Aile üyeleriyle dolu bir odada sessizce otururken çocukların oyuncak harflerini birleştirerek yanlış anlaşılmalarla dolu minik bir tartışmanın ardından Levin “ILY” harflerini yan yana koyduğu anda seyircinin tüylerini ürpertmişti. Bu da Joe Wright’ın duygusal ve tematik anlatımının en güzel örneği ve 2012’nin en akılda kalıcı sahnelerinden biriydi. (Zeynep Kırcalı)



Csak a Szel

Senenin en iyilerinden olduğuna inandığım, Macaristan'ın bu seneki Oscar adayı Just the Wind, ülkede ciddi bir korku dalgası yaratan çingene katliamlarını konu ediniyordu. Dört kişilik bir çingene ailesinin ustalıkla işlendiği öyküsünün, "yalnızca rüzgarın sesi" olduğuna inanılan bir çıtırtıyla nasıl son bulduğunu izlediğimiz filmin son sahnesi ise ürperticiliği ve gerçekçiliğiyle yılın en unutulmayacak finallerinden birine imza atıyordu. (Burak Hazine)



Cut

İranlı yönetmen Amir Naderi'nin Japonya'da çektiği Cut, kapitalist düzenin himayesi altına giren sinema sanatının özüne dönmesi için uğraşan bir gencin çabalarını ustalara saygı kıvamında anlatıyor. Bazı kesimlerce abartıya kaçtığı düşünülen filmin son sahnesinde ise para uğruna 100 yumruk yemeyi kabul eden bir sinefilin, yediği her yumrukta Naderi'nin en iyi filmler listesinin geriye sayımını izliyoruz. Filmini adadığı isimler arasında Türk sinemasının ustalarından Yılmaz Güney'in de yer aldığını belirten yönetmenin favorisini öğrenmek içinse 99 yumruğun atılmasını bekliyoruz. İpucu mu? Gül goncası. (Burak Hazine)



Holy Motors 

Leos Carax'ın çok ses getiren bu son çalışmasının her bir sahnesi unutulmazlar listesine girmeyi hak ediyor, ancak mezarlıkta moda çekimi, akordeon ve limuzinlerin konuşması sahneleri benim için ayrı bir önem taşıyor. İnsanlığın ve dünya düzeninin gittiği bok yolunun sinemada yapılmış en iyi eleştirilerinden biriydi Holy Motors. Bu üç sahneden kısaca bahsetmektense tüm filmi izlemenizi önermeyi tercih edeceğim. (Burak Hazine)




Holy Motors

Holy Motors, bin bir çeşit efekte boğulmadan yapılmış görsel bir şölen ve hatta belki de yılın en iyi filmlerinden biriydi benim için. Bu anlamsız görünen; fakat aynı zamanda onlarca anlam taşıyan sahne için söylenecek çok şey olsa da elimden geldiğince kısa tutmaya çalışacağım.

Bu sahnede o hayattan bu hayata koşan “gerçek aktör” M. Oscar’ı motion capture özellikli bir kostüm içinde görüyoruz. Ona eşlik eden lastik bayanla birden bire kıyafetlerin üzerindeki sensörlerle ışığı yakalayarak dans etmeye başlıyorlar. Bir dakika geçmeden ortaya garip, şehvetli ve duygusal bir sahne çıkıyor. Görsel olarak hem ürkütücü hem de şaşırtıcı olsa da ikilinin sergilediği performansın sonucunu karşılarında duran dev bir ekranda görüyoruz sonlara doğru… Bilgisayar tarafından geliştirilmiş fantastik iki yaratık, gerçekte dans eden bu ikilinin hareketlerine göre anime ediliyor. Aslında bu sahnenin verdiği sonuç, kendisinden çok daha tatmin edici. Yapılan ilüzyonun gerçeğini görmek belki de bu filmin ana teması. Ya da bu sekans filmi anlamak için en büyük ipucu. Ayrıca Leos Carax’nın anlattığı şeyi görebilmek, biraz da bu sahneyi anlamakla alakalı. Bir nevi “Hayatın ta kendisi!” deme şekli. (Zeynep Kırcalı)



Killer Joe

2012’nin unutulmaz sahnelerini derleyeceğimiz bir dosya hazırlıyorsak Killer Joe filminin son 20 dakikasını tamamen ekleyebiliriz. Ancak özellikle bir sahne seçmemiz gerekecek olursa kanımca senenin en başarılı sahnesi Matthew McConaughey’nin Gina Gershon’a, KFC’den sipariş verdiği tavuk buduyla –zorla- uyguladığı oral seks sahnesiydi. Birkaç saniye sonra tavuk budunun tamamen bir penis fonksiyonu aldığı sahne, yalnızca senenin değil sinema tarihinin "unutulmaz" sahnelerinden biri olarak hatırlanacaktır. (Utku Ögetürk)



The Loneliest Planet

31. İstanbul Film Festivali'nde Altın Lale ödülünü kucaklayan Julia Loktev filmi, izlemesi bir hayli ilginç bir deneyimdi. İki sevgilinin Gürcistan'ın tepelerinde yaptığı yolculuk oldukça monoton ve tekdüze gelse de Loktev, seyircisini germeyi başarıyor. Aşk ve yabancılaşma konulu bu gerilim örneğinde çiftin karşılaştığı ve alınlarına tüfeği dayayan yabancıların gizemi ve neler konuştuğu hala seyirci için merak konusu. (Burak Hazine)


Les Miserables

Tom Hooper'ın 8 dalda Oscar adayı olan bu müzikali, başarılı olma ya da olmama konusunda seyircisini ikiye bölse de izleyen herkesin tüylerini diken diken eden bir finale sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Özgürlük uğruna bu dünyadan göçüp giden ihtilalcilerin hep bir ağızdan söylediği "Do You Hear the People Sing" filmden akılda kalacak tek sahneymiş gibi gözüküyor. Zaten müzikalin en coşkulu kısmı da orası değil miydi? (Burak Hazine)


Prometheus 

Ridley Scott’un son filmi Prometheus’un en dikkat çekici sahnesi tartışmasız Noomi Rapace’in rol aldığı kürtaj sahnesiydi. İçindeki yaratıktan kurtulmak için başka bir şansı kalmayan Rapace’in kendisine uyguladığı kürtaj, senenin en iyi sahnelerinden biri olmakla beraber uzun süre unutulmayacak. Sinema ve kürtaj kelimelerinin yan yana kullanıldığı her platformda Prometheus filmi ilk sırada yer alacaktır. (Utku Ögetürk)


Zero Dark Thirty

Kathryn Bigelow'un Bin Ladin'in yakalanışını ve öldürülüşünü anlattığı bu son filmini hiç mi hiç beğenmemiş olsam da iki saat boyunca seyirciyi sıkan gidişatın son yarım saatteki gizli baskın sahnesinde ortadan kaybolduğunu görmek oldukça heyecanlıydı. Bir hareketli kamerayla, tek planda çekmesi durumunda efsane olabilecek bu sekans söz konusu gerekçeyle biraz harcanmış gibi dursa da adrenalin salgısını fazlasıyla arttırıyor ve filme ait tek güzel şeyi seyirciye sunuyordu. (Burak Hazine)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...