Ana içeriğe atla

Üç Renk, Üç Tat: Le Tableau, Paranorman & Brave

Bir süredir bloga filmler hakkındaki fikirlerimi yazmayı aksatmıştım ve hakkında yazacağım yapımların sayısı artmadan işe koyulmam gerektiği kanısına vardım. Gönül isterdi ki her film için ayrı ayrı ve uzunca yazılar yazayım ama vizyon tarihleri geçmiş filmler sezon içinde geç bir vakitte yazılınca büyüsünde küçük sızdırmalar yaşanabiliyor. Onun için Oscar yarışında da bulunacağına inandığım üç animasyon filmden tek tek ve kısaca bahsetmek istiyorum.

Fransız sineması her daim ilgimi çekmiş ve senelerce verdiği örneklerle kalbime giden yolu yakalamış bir sektör. Canlı aksiyon filmlerinin yanı sıra animasyonda da oldukça başarılı olan Fransızlar, bu sene Le Contes de la Nuit ve Un Monstre a Paris gibi birbirinden güzel iki animasyondan sonra Le Tableau ile göz zevkimizi ve fikir dünyamızı zenginleştirdi. Uzun süredir tanık olduğum en özgün işlerden biri olan Le Tableau, Jean-François Laguionie'nin hem senaryosunu yazıp hem de yönettiği filmlerinden. Bir ressamın tablolarındaki çizimlerinin dünyasına indiğimiz animasyon, yaşadığımız dünyadaki sosyal ve kültürel sınıf ayrımlarına yaptığı göndermelerle karakterlerini üçe ayırıyor: Toupin'ler, yani çizimi tamamlanmışlar; Pafini'ler, yani çizimi yarım kalmışlar ve Reuf'ler yani henüz taslak aşamasında olan kara kalem karakterler. Kibirli ve üst sınıfı temsil eden Toupin'lerden bir oğlan ile henüz tamamlanmamış bir Pafini kızın aşkından doğan öykü, bir diğer maceracı Pafini'nin tablolar arası yolculuk yaparak kendilerini çizen ressamı arayıp bulma hikayesiyle devam ediyor. Politik duruşu ve en özgününden senaryosu, rengagenk çizimleri ve verdiği mesajlar ile bir animasyondan çok daha fazlası olan Le Tableau, animasyon sevmeyen bireylere bile kendini hayran bırakacak başarılı bir iş. Ülkemizde Mutluluğa Boya Beni ismiyle -ki bence çok güzel bir çeviri olmuş- gösterilen filmi ne yapıp edip izlemenizi tavsiye ederim. (Puan: 8/10)

Okyanusun diğer kıyısındaysa teknolojinin nimetlerinden faydalanan iki filmi görüyoruz. Bunlardan ilki olan Brave, Pixar stüdyolarının ilk kadın baş karakterli animasyonu olması dolayısıyla tarihi bir önem arz ediyor. Bir kızdan çok erkek özelliklerine ve deliliğine sahip olan Prenses Merida, kendisiyle evlenmek üzere krallığa gelen üç prensi de istemez ve bu sebeple annesiyle arası bozulur. Bir gün karşılaştığı bir cadı, annesiyle arasını düzeltmek için ona büyülü bir turta verir. Cadıya güvenen prenses, annesinin ve kendisinin başına gelenlerden sonra pişmanlık duyacak ve her şeyi eski haline getirmek için canını dişine takacaktır. 


Pixar'ın önceki işleriyle kıyaslandığında çok daha sönük bir hikayeye ve senaryoya sahip olduğunu düşündüğüm Brave, izlemesi eğlenceli olsa da zaman zaman seyircisini sıkan bir animasyon haline dönüşebiliyor. Wall-e ve Up'tan sonra çocuklar kadar yetişkinleri de hedef kitlesine alan yapımcı şirketin işe yaramayan Cars 2 hezimetinden sonra kendini toparlama sürecinin ilk meyvesinin beklenenden daha sönük olması elbette animasyon sevenler için pek de sevindirici olmadı. Fakat yine de Pixar'ın geçmişe göre ciddi anlamda yol katettiği bir şey var; o da özel animasyon efektleri mevzusu. Filmde çizimlerin detaylarını zenginleştirmede kullanılan efektler o kadar başarılı ki Merida saçını her savurduğunda ya da rüzgar ayıların tüylerini her yaladığında ekibin bu konu üzerinde ne kadar ciddi bir duruş sergilediğini görebiliyoruz. Beğendiğim bir diğer şeyse Touch the Sky isimli güzel mi güzel şarkı oldu. Üç küçük haylaz prensten bahsetmeme bile gerek yok, filmin en eğlenceli yanları kendileriydi zira. (Puan: 6.5/10)

Hakkında bir iki cümle edeceğim son film ise Coraline gibi harikulade bir stop-motion animasyonu sinema dünyasına kazandıran Laika Stüdyoları'nın finanse ettiği son film olan ParaNorman. Coraline'ın ekibinde çalıştıktan sonra yönetmenlik koltuğuna terfi eden Chris Butler, filmiyle ortalamanın üstü bir beğeni toplamayı başardı. Ölüleri gören ve onlarla konuşabilen; fakat bu özelliğinden ötürü herkesin kendisiyle dalga geçtiği ve ona inanmadığı Norman, günün birinde uyanmak üzere olan bir laneti durdurmakla görevlendirilir. Zamanında haksız yere idam ettirilen bir cadının lanetlediği yedi ölü, tekrar toprak üstüne çıkarak etrafa korku saçmaktadır. Norman'ın ise tek yapması gereken bir çocuk masalını okuyarak tüm bu olaylara son vermektir. Tabii ki işler bu kadar kolay olmayacak, gidişata katılan çeşitli aptal/havalı/şişko/komik karakterlerle ortam neşelenecektir. 


Stop motion anlamında bu seneki güçlü rakibi Frankenweenie kadar iddialı mıdır bilmem (henüz izlemedim) ama seyir zevkime kısmen uygun, eğlenceli bir filmdi ParaNorman. Her ne kadar az önce de bahsetmiş olduğum ve dahası karakterleri itibariyle klişelerden fazlasıyla yararlanıp filmin içine pek bir özgünlük yedirilmemiş olsa da kendini izlettiriyor Chris Butler'ın bu ilk deneyimi. Özellikle sonlara doğru cadının hortlamasıyla tanık olduğumuz görüntüler ise filmdeki favori kısımlarımı oluşturdu. Renkler ve renksizliklerin ahengi, özel efektlerin yedirilmişliğiyle göze oldukça çekici gözüken şeyler izliyor seyirci. Fakat bu sınırlı pozitif yanlarıyla elbette Coraline'ın üstüne çıkabilecek kadar başarılı olamıyor. (Puan: 6.5/10)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...