Ana içeriğe atla

2012'nin En İyi 33 Film Afişi

2012 sezonu filmler için oldukça parlak geçti, gerek Hollywood gerekse dünya sinemasından çok iyi örnekler izledik ve izlemeye de devam ediyoruz (Türkiye'de olmanın getirisi bu da). Filmleri izlemeden önce onlar hakkında fikir elde etmemizi sağlayan bazı şeyler var; yayınlanan fragmanlar, ön gösterimleri seyreden eleştirmenlerin yorumları ve afişler bunlardan birkaçı. Sezon sonuna yaklaştıkça Zeynep Kırcalı ile hem izlediğimiz hem de izleme fırsatını henüz elde edemediğimiz filmlerin afişlerinden en iyi ve en kötü 33 tanesini sizler için seçtik. Geçtiğimiz sene kendisiyle oluşturduğumuz toplamda 20 afişten oluşan listeye (en iyi ve en kötü) şuradan ulaşabilirsiniz. Dosyamızın ilk bölümü olan 33 afişten oluşan 2012'nin en iyi film afişleri listemiz aşağıda. Sıralamanın alfabetik yapıldığını belirtmek isteriz. Fikirlerinizi ve kendi beğenilerinizi belirtmekten çekinmeyin! Senenin en kötü film afişleri listemiz ise yakında yayınlanacak.

EN İYİ 33 FİLM AFİŞİ

 ABC's of Death


The Amazing Spider-Man


Beasts of the Southern Wild



Beauty is Embarrasing


Broke



The Cabin in the Woods


Charm


The Comedy


The Dark Knight Rises


Detachment


Django Unchained


Escape Fire


Fame High


Flight


Frankenweenie


High School



Hitchcock


The Hobbit: An Unexpected Journey


Hot Flash Havoc



Killing Them Softly


The Master


Moonrise Kingdom


ParaNorman


Pieta


Red Clover



Seven Psychopaths



Ted


Transmedian



V/H/S



A Whisper to a Roar



The Words



Wreck-It Ralph


Zero Dark Thirty


Yorumlar

fadike dedi ki…
The Master ve Kiling Them Softly güzel çalışmalar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...