Ana içeriğe atla

2012'nin En Etkileyici 10 Karakteri

2012 yılı sona ermiş olabilir fakat sinema sezonu benim için 85. Oscar Ödül Töreni'ne kadar devam edecek. Sene sonunda yayınlamaya devam ettiğim listelerden sıradaki, bu sezon içindeki filmlerde çeşitli oyuncuların hayat verdiği çok sayıdaki karakter arasından en etkileyici on tanesini sıralıyor. Ne yazık ki The Master'ı ve çok övülen performanslarını izleme şansına henüz nail olmadım; öte yandan Les Miserables, Zero Dark Thirty gibi Hollywood'un şişirilmiş fakat vizyon şansını henüz elde etmiş filmleri hakkında da henüz bir fikrim yok fakat bu sene izlediğim yüzlerce (evet, yüzlerce) filmdeki binlerce karakter arasından en çarpıcı, akılda kalıcı ve çekici olan 10 tanesini seçebildim. Kendi seçimlerinizi belirtmekten çekinmeyin!

10. Emerenc (The Door)

Gizemli olduğu kadar asi tavırlarıyla da dikkat çeken ve film boyunca eylemlerine anlam veremediğimiz; fakat en sonunda tüm seyirciye duygusal anlar yaşatan bu karakter Magda Szabo'nun aynı isimli romanından birebir haliyle Helen Mirren ile hayat buldu. 


9. Ted(Ted)

Hiç şüphe yok ki 2012'nin en unutulmaz ve eğlenceli karakterlerinden olan ayı Ted, Amerikan klişeleriyle donatıldığı halde bununla dalga geçmesini de bilen ve hayatı umursamayan tutumuyla herkesin hayal ettiği rahatlıkta bir hayat yaşayan; üstüne sevimli mi sevimli bir karakterdi.



8. Üç Küçük Prens ; (Brave)

Eğer Pixar'ın bu son animasyonunda seyirciyi eğlendiren tek bir şey varsa o da hiç şüphesiz bu üç küçük yaramazdan başka bir şey değildir. Gözüktükleri her an yüzlerde tebessüm yaratan, birer ayıcığa dönüştüklerinde verdikleri tepkiyle bile bağrımıza basmamızın yeterli olduğu karakterler aynı zamanda filmde üzerinde en az uğraşılan fakat en akılda kalıcı karakter olmalarıyla da dikkat çekiyor.


7. Hushpuppy ; (Beasts of the Southern Wild)

Sundance'te gösterildiği andan itibaren tüm dikkatleri üzerine çeken Beasts of the Southern Wild'ın yönetmeni Benh Zeitlin kadar sinema dünyasına yeni katılan Quvenzhane Wallis, oldukça sempatik ve çocukluğun getirisi olan saflık ve masumiyetten ibaret olan Hushpuppy karakterine hayat verdikten sonra Hollywood'un en çok gelecek vaat eden oyuncularından biri haline gelmişti. 


6. M. Oscar ; (Holy Motors)

Leos Carax'nın sinemaya dönüşünü müjdeleyen Holy Motors'un baş karakteri olan M. Oscar, birbirinden alakasız kılıklara giren ve hayatını buna adamış bir adam. Filmi anlamak güç olduğu için karakter hakkında bilgi vermek de kolay olmuyor fakat Denis Lavant'nın hayat verdiği bu karaktere saygı duymamak elde değil.


5. Bane ; (The Dark Knight Rises)

Tom Hardy'nin bedeniyle hayat bulan ve Batman'in bir önceki düşmanı Joker'e göre şiddete ve acı çektirmeye daha meyilli bir karakter olan Bane, çoktan terörün sinemadaki simgelerinden biri haline gelmeyi başardı. Acımasızlığıyla ön planda olmakla birlikte yaptığı eylemlerle de herkesin ağzını açık bırakırken bir aşk uğruna pek çok şeyi feda etmesinin karizmasını zedelediğini de söylememek olmaz.


4. Rio ; (Csak a Szel / Just the Wind)

Macaristan'ın bu seneki Oscar aday adayı olan ve 31. İstanbul Film Festivali'nde FIPRESCI ödülüne layık görülen, hiç şüphesiz senenin en çarpıcı filmlerinden biriydi Csak a Szel. Onu bu kadar özel yapan şeylerden biri de çocuk oyuncu Lajos Sárkány'nin en az filmin kendisi kadar etkileyici olan performansıydı. Umarım uluslararası arenada bir şekilde dikkat çekmeyi başarır ve oyunculuk kariyeri bu filmle sınırlı kalmaz.


3. Silva ; (Skyfall)

Son James Bond filminin kötü karakteri olan Silva, The Dark Knight Rises'ın Bane'i ile benzer karakterler olsa da benim zihnimde ondan daha karizmatik bir etki yarattı diyebilirim. Bane kadar terörle dolu değil belki, hatta filmde onun kadar ön planda bir rolü de yok fakat tuhaftır ki ondan daha zeki olduğunu düşünmekteyim. Tabii ki bunda Javier Bardem'in etkisi de oldukça büyük.


2. Anne & Georges ; (Amour)

Yılın en iyi filmlerinden olan Amour'u Haneke dışında çarpıcı yapan bir kişi daha söyle deseler herkesin aklına önce Emmanuelle Riva gelecektir. Rol arkadaşı Jean-Louis Trintignant'nın hakkını yemeye kimsenin gücü yetmez fakat Riva'nın unutulmaz bir oyunculuk dersi verdiği aşikar. Felçi bir kadın ile ona öl(dür)esiye aşık bir adamın iç burkan ve seyirciye tokat gibi çarpan öyküsü uzun yıllar unutulmayacak. 


1. Abraham Lincoln ; (Lincoln)

Bir karaktere hayat veren kişi Daniel Day-Lewis ise akan sular durur. Steven Spielberg'in çok ses getiren son filmi Lincoln'da ABD'nin 16. başkanını canlandıran usta aktör, sinema tarihinde sakin olduğu kadar gür, ailesine olan sevgisi tartışılmayan ve tamamen halktan bir figür olarak çizilmiş Lincoln'ı canlandırarak kariyerindeki üçüncü Oscar ödülüne doğru çoktan yola çıktı. Biz de ilk defa bir ABD başkanına sempati beslemiş olduk.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...