Ana içeriğe atla

The Pirates! Band of Misfits (2012) Korsanlar

Wallace & Gromit serisinin yaratıcılarından, Chicken Run ile adını daha da duyurmuş Aardman Stüdyoları'nın son eseri The Pirates! Band of Misfits, ekibin önceki işlerinde olduğu gibi özgünlüklerini ve güncel esprilerini ön plana çıkardıkları dahiyane bir animasyon. Stop motion tekniği ile çekilen ve pek çok ayrıntı içermesi sebebiyle hem göz hem de beyin yoran bu filmin seslendirme kadrosunda Hugh Grant, Martin Freeman, Salma Hayek ve Imelda Staunton gibi ünlü isimler yer alıyor.

Korsanlık becerileri tartışılır olan Korsan Kaptan ve tayfasının yeni bir hedefi vardır: Birbirinden güçlü korsanları alt ederek Yılın Korsanı ödülünü kucaklamak. Bunun için soygun işlerine girişen ekip, bir takım başarısızlığın ardından Charles Darwin'in gemisinde bulur kendini. Darwin, Kaptan'ın papağanının aslında bir dodo kuşu olduğunu ve nesli tükenmiş bu hayvanın kendisine sınırsız servet getirebileceği vaadiyle onu kandırır. Korsanlardan nefret eden Kraliçe Victoria'nın ayaklarına gitmek zorunda kalan ekibimiz bir yandan arkadaşlıklarını gözden geçirecek ve asıl değerlere sahip çıkmayı öğrenecek, diğer yandan da beklenmedik düşmanlarla baş etmek zorunda kalacaktır.

Konusu bu şekilde özetlenebilecek olsa da içeriği itibariyle herhangi bir filmden çok daha fazlasını sunan The Pirates, başından sonuna bir güldürü mekanizması işletiyor. Klişelerin dışına taşmış karakterleri ve her parçasında ayrı bir detay bulunan yapım tasarımıyla kendine hayran bırakan film Charles Darwin ve Kraliçe Victoria ile olabildiğince dalga geçerek de yapımcı ekibin mizah anlayışlarının sınır tanımaz olduğunu bir kez daha gösteriyor. Senaryosu beklenmedik sürprizlerle ilerleyen filmde (öyle ki The Elephant Man'i bile görüyoruz, daha ne olsun!) kullanılan müzikler de bu animasyonun sizde özel bir yer edinmesi için bir başka sebep olabilir. Giriş ve kapanış jeneriklerindeki ince detaylarla (özellikle harita üzerindeki deniz canavarı sembolü meselesi benim çok hoşuma gitti) süslenmiş esprilerin ardı ardına sıralandığı The Pirates! Band of Misfits, hiç şüphe yok ki son yıllarda animasyon namına yapılmış en özgün ve güzel işlerden biri. 31. İstanbul Uluslararası Film Festivali kapsamında da gösterilen bu filmi seyretmenizi gani gani öneririm.

Puan: 7/10

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...