Güney Kore’nin medar-ı iftiharlarından sayılan yönetmen Kim
Ki-duk’un son filmi Pieta, geçtiğimiz ay Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan
ödülünü kucaklayarak bünyelerde büyük bir merak uyandırmıştı. Önce Hollywood’un
en kaliteli yönetmenlerinden Paul Thomas Anderson’ın Scientology tarikatını ele
aldığı The Master’ına giden ödül, festival kuralları gereği Pieta’ya
verilmişti. The Master’ı henüz izleme fırsatını elde edemesek de jürinin ikinci
kararının aslında ne kadar doğru olduğunu deneyimlemek oldukça “acı” bir
şekilde suratımıza çarpılıyor.
Bol bol film çekmeyi seven Kim Ki-duk, bu son filminde de
çizgisinden ayrılmadan seyircisini tokatlamayı başarıyor. Tefeciler adına
çalışan ve duygudan yoksun olduğunu düşündüğümüz zalim bir adam, patronlarının
alacaklarını şiddetin en uç noktalarına başvurarak müşterilerden toplamaya
çalışmaktadır. İşini sınırsız bir kötülükle yapan bu adamın tahmin edileceği
üzere korkusu ve şüpheleri yoktur zira ne bir ailesi ne de uğruna tereddüt
edeceği sevdiği birisi vardır. Annesi olduğunu iddia eden bir kadının, bir gün
karşısına çıkmasıyla tüm hayatı değişen adamın başına gelecekler ise yalnızca
şiddet, korku, acımasızlık ve hırs sözcükleriyle anlatılabilir.
Şiddeti bir şekilde filmlerine yedirmeyi adet edinmiş
yönetmenin büyük tartışma yaratan bu son filmi, her anıyla seyirciyi etkilemeyi
başarıyor. Katlanma eşiği düşük olan izleyiciye iyi gelmeyen Pieta’da sinemanın
asıl amacının ne olabileceği üzerinde kişi kendisini bir muhakeme içerisinde
bulabiliyor fakat en sonunda klişelerden ve tüm normlardan sıyrılarak, kendine
özgün bir anlatım ile bu işi icra eden birine saygı duymaktan başka bir çareniz
olmadığını anlıyorsunuz. Üstelik iş sadece saygı boyutunda kalmıyor, tüm
bunlardan ötürü söz konusu yönetmenin zekasına hayranlığınız artmaya devam
ediyor ve onun marjinal sinemasını ne kadar sevdiğinizi bir kez daha fark
ediyorsunuz.
Michelangelo’nun da bir örneğini verdiği İsa’nın ölü bedenini
kucaklayan Meryem figüründen ismini alan Pieta, inanç ve merhamet kavramlarını
da sorgularken bu şekilde dinsel atıflarda da bulunuyor. Kurtarılmayı
bekleyenlerin öyküsünü, kurtarılmaya bekleyenlere anlatıyor. Duygusal şiddete
maruz kalamayanlar ise bu başarılı tasvirden ne yazık ki mahrum kalıyor.
Puan: 7/10

Yorumlar