Ana içeriğe atla

31. İstanbul Film Festivali Programım

39 filmden oluşan, biletleri aldıktan saatler sonra 2 film daha eklemeye çalıştığım ama başaramadığım festival programım şu şekilde. Çakışan filmler olursa görüşürüz sizlerle! Şimdiden iyi seyirler.


31 Mart 2012 – 11.00 Kokuriko-Zaka Kara
31 Mart 2012 – 13.30 Les Contes de la Nuit
31 Mart 2012 – 16.00 Sibir, Monamur
31 Mart 2012 – 19.00 L’enfant D’En Haut
1 Nisan 2012 – 11.00 Las Acacias
1 Nisan 2012 – 13.30 For Ellen
1 Nisan 2012 – 16.00 W Ciemnosci
1 Nisan 2012 – 19.00 The Deep Blue Sea
1 Nisan 2012 – 21.30 Hodejegerne (Gala)
6 Nisan 2012 – 16.00 Skoonheid
6 Nisan 2012 – 19.00 Impardonnables
7 Nisan 2012 – 16.00 Atmen
7 Nisan 2012 – 19.00 L’Exercice De L’Etat
8 Nisan 2012 – 11.00 Ave
8 Nisan 2012 – 13.30 2 Days in New York
8 Nisan 2012 – 16.00 Blackthorn
8 Nisan 2012 – 19.00 Can
8 Nisan 2012 – 21.30 Polisse (Gala)
9 Nisan 2012 – 16.00 Be Omid E Didar
9 Nisan 2012 – 19.00 Death of a Superhero
10 Nisan 2012 – 16.00 La Demora
10 Nisan 2012 – 19.00 Cut
10 Nisan 2012 – 21.30 Tepenin Ardı
11 Nisan 2012 – 13.30 Les Neiges du Kilimandjaro
11 Nisan 2012 – 16.00 En Kongelig Affaere
11 Nisan 2012 – 19.00 Terraferma
12 Nisan 2012 – 16.00 Presume Coupable
12 Nisan 2012 – 19.00 La Voz Dormida
13 Nisan 2012 – 11.00 Omar M’a Tuer
13 Nisan 2012 – 13.30 Monsieur Lazhar
13 Nisan 2012 – 16.00 The Loneliest Planet
13 Nisan 2012 – 19.00 Oslo, August 31st
14 Nisan 2012 – 11.00 Bonsai
14 Nisan 2012 – 13.30 Un Heureux Evenement
14 Nisan 2012 – 21.30 Histeria
15 Nisan 2012 – 11.00 Arrugas
15 Nisan 2012 – 16.00 Roza
15 Nisan 2012 – 19.00 Csak a Szel
15 Nisan 2012 – 21.30 Les Geants

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...