Ana içeriğe atla

Donnie Darko

Adını 2001 öncesinde (ve sonrasında) duymadığımız, iki kısa filmin ardından senaryosunu da yazıp, yönettiği Donnie Darko ile bir anda ünlenen ve kısa sürede düşüşe geçen yönetmen/senarist/yapımcı Richard Kelly, henüz 26 yaşındayken Gyllenhaal kardeşlerle kamera karşısına (arkasına) geçmişti. O sıralarda 21 yaşında olan Jake ve ondan üç yaş büyük kardeşi Maggie'nin parlamasına sebep olan gerilim filmi, muhtemelen bir "ilk film" sıfatı taşıdığı için pek çok topluluk tarafından görmezden gelindi.


İzleyenler bilir, filmin hikayesini anlatmak oldukça güç. Bir hayli karışık olay örgüsü, filmin zaman-uzay kavramları üzerine kurulu olmasından kaynaklı. Bilim-kurgu-gerilim türünün en özgün örneklerinden olan yapım, uyurgezer bir gencin kısa dönem hikayesini konu alıyor. Hayali arkadaşı Frank'in kendisinden istediklerini yerine getirirken tuhaf bir kazadan şans eseri kurtulmasının ardından Donnie'nin başına gelenleri izlediğimiz film aslında 1980'lerin sonuna aitmiş gibi gözüküyor. Gerek senaryosu (film, 80'lerin sonunda geçiyor), gerek yönetmenin hikayeyi anlatış tarzı, gerek kurgusu, gerekse sanatı ile içinde olduğu dönemin bilim-kurgusunu bir hayli başarılı anlatmayı başarmış Richard Kelly. İşin garip yanı Kelly'nin bu retro işi nasıl bu kadar başarılı şekilde işlediğinin anlaşılamaz olduğu. Kendisi 1975 doğumlu bir sinemacı, filmin geçtiği yıl ise 1988. 13 yaşındaki bir çocuğun o döneme ait lise eğitim sistemi ile ilgili bir şeyler bilmesi pek mümkün değil lakin filmin, Donnie'nin eğitim hayatına malum "tavşandan" daha çok odaklandığını söyleyebiliriz. Bu sebepten ötürü bilim-kurgu olmasının yanında başarılı bir drama sayılan Donnie Darko, dönemin irrasyonel, bireyi lisede dahi "eğitilen" olarak gösteren sisteme ve interaktif öğretimin önündeki engellere güzel göndermeler yapan etkileyici bir film.

Başroller dışındaki yan rollerin bir hayli fazla olması ve hikayenin bu yan rollere biçtiği değer, o karakterleri aslında ister istemez filmin başrol kadrosuna sokuyor. Bir oyuncu, sinir bozucu karakterini, izleyiciye gerçekten sinir bozucu şekilde yansıtırsa benim gözümde başarılı bir oyuncudur. İşte o role Donnie Darko'da Beth Grant hayat veriyor. Kendisini Little Miss Sunshine, No Country For Old Men, Flags of Our Fathers, Factory Girl, Crazy Heart gibi filmlerden tanıyor ve halihazırda başarılı bir oyuncu olduğunu da biliyoruz. E.R.'ın Dr. John Carter'ı Noah Wyle'ın da döktürdüğü filmin en göz alıcı performansını Drew Barrymore sunuyor. Ekranda gözüktüğü ilk saniyeden itibaren filmin tüm kast ekibine oyunculuk dersi veren Barrymore da o zamanlar henüz 26 yaşındaydı. 2 Oscar adayı Mary McDonnell'ın filmin son sahnesinde hiçbir şey yapmadan sadece ağzında sigarasıyla kameralara gözüktüğü an bile kendisine tüm ödüllerin verilmesini yeterli kılacak cinstendi. Donnie Darko'nun en garip ve etkileyici sahnelerinden birinin de kendisinin bu sahnesi olduğu şüphesiz. Ne yazık ki tüm kadronun performansı Akademi, yabancı basın ve eleştirmenler tarafından görmezden gelindi. (Ya da sadece ben beğendim.)

Filmin teknik ve sanatsal anlamda öne çıkan ilk ögesi Michael Andrews tarafından bestelenen müzikleri. Şu ana kadar 1 ödül dışında "hiçbir başarısı" olmayan Andrews'ın müzikleri benim için filmi izlenebilir kılan etmenlerden çok önemli biriydi. Kostüm ve makjaylar zaten 80'ler sonu-90'lar başına uygun olduğu için öne çıkarılmaya uygun görülmemiş diye düşünüyorum. Hayali bir arkadaş söz konusu olduğu için filmin kurgusunun önemi büyük. Hiç tanımadığımız editörlerimizin iyi bir iş çıkardığının da Darko'yu izleyen herkes farkında.


Oyuncuları dışında sektörün daha önceden tanımadığı sinemacılardan oluşan ekibi ile izlenebilirliği yüksek bir film olarak karşımıza çıkan Donnie Darko, benim için bir hayli farklı bir deneyim oldu. Bilim-kurgu-gerilim türünün bazı örneklerini geçmişte izlemiş ve beğenmemişken Darko'yu izlediğim için hiç pişman değilim. 2 saatten uzun süren filmde gerildiğiniz anlar hiç bitmiyor ve olması gerektiği gibi, paradoksal bir sonla yapım son buluyor. Çıktığı sene, henüz 10 yaşındayken izlediğim ve anlamadığım için yarısında kapattığım Donnie Darko'yu sonunda izleyebildiğim için mutluyum. Darısı izlemeyenlerin başına.

Dipnot: Seksi p*ç liseli rolündeki Gary Lundy, beni duyuyorsan eğer ellerinden öpüyorum.

Yorumlar

Adsız dedi ki…
frank donnie'nin hayali arkadaşı değil, manipulated dead o. dikkatli izlemeni tavsiye ederim ya da sitesine bak.
Medical Jesus dedi ki…
Bir "film tanıtım yazısında" bu kadar spoiler verilmez, verilmemeli. Teşekkür ederim yine de.

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...