Ana içeriğe atla

Star Wars Hakkında

Elimden geldiğince çeşitli çevreler tarafından beğenilen ve şahsi ilgimi çeken filmleri izlemeye çalışırım. İkinci sebepten ötürü çok güzel filmler keşfetmiş olsam da ilk sebep için aynı şeyi söylemek doğru olmaz. Gerçi henüz The Godfather serisini izlememiş bir sinemasever olduğum gerçeği de mevcut. Ek olarak herkesin televizyondan da olsa izlemiş olduğu, Hollywood'un balon gibi şişirilip önümüze sunulan bir takım filmlerini de izlememiştim, misal Star Wars serisi.

Bir arkadaşın "Hadi ilk iki filmi izle de üçüncüyü birlikte izleyeceğiz" emri üzerine izlemeye başladığım Star Wars serisini artık "izlediğim filmler" listeme eklemiş bulunuyorum. Öykünün kronolojik sırasına göre izlediğim seri hakkında bazı yorumların hayatımda daha önce rastlamadığım derecede abartılmış olduğunu, bazılarının ise cuk oturduğunu söyleyerek başlamakta fayda var.


Serinin olay örgüsü sırasına göre ilk, çekim sırasına göre dördüncü filmi The Phantom Menace, başta kaotik bir şekilde ekrana yansıtılan senaryosu dışında oldukça yerinde ilerledi. Daha sonra bahsetmek istemediğim bir konuya, burada bahsetmekte fayda olacağını düşünüyorum: Natalie Portman. Yazdıklarımı okuyan yahut Twitter'da takipçim olanlar iyi bilir, Portman'ın oyunculuğunu iyi bulmam. Sebebi ise Portman'ın kendisinin role adapte olması yerine rolün Portman'a göre düzenlenmiş olması. Bu durumda da kendisi ekstra bir çaba sarfetmek zorunda kalmıyor (Kimse bana Black Swan'daki dans sahnelerinden bahsetmesin, o konu kapanalı çok uzun zaman oldu.) Günlük yaşamda da suratındaki aciz, buğulu, acı çeken ifade oynadığı her filmde mevcut -komedi dahil. Star Wars'ta kendisinin performansını gördükten sonra "Black Swan'da izlediğimiz şeyden ne eksik burada?" diye sordum kendi kendime. Bu soruyu cevaplayabilecek olan var mı? Olduğunu sanmıyorum. Star Wars'ta da Black Swan'daki kadar bir performans sergiliyor kendisi -ne iyi, ne de kötü. 

Aslında serinin geneline baktığımızda, pek çok bilim-kurgu yapımında olduğu gibi, oyunculuğa dair pek bir şey göremiyoruz. Karakterine en sadık şekilde rolünü yapan Harrison Ford bile vasat denebilecek kadar bir performans sergiliyor. Prenses Leia rolündeki Carrie Fisher'dan bahsetmek bile istemiyorum, bir oyuncu rolüne ancak bu kadar adapte olamaz. Bir droid olarak 3PO bile kendisinden daha başarılı bir işe imza atıyor -ki 3PO ve R2-D2'nun filmleri izlenebilir kılan ögelerden biri olduğu gerçeğine de hepiniz katılıyorsunuzdur.

6 filmin de, çekildiği zamanlara göre teknik anlamda ne kadar başarılı olduğundan söz etmeme gerek yok. A New Hope, Empire Strikes Back ve Return of the Jedi'ın tarihlerine ve efektlerine baktığımda hayranlık duymaktan başka elimden bir şey gelmiyor fakat tabi ki The Revenge of Sith kadar iyi değil hiçbirinin özel efektleri -2005 yılı sağolsun.

Değinmek istediğim son şey ise Darth Vader'ın kendisi. Seriyi izlemen önce orada burada okuduğum yorumlarda kendisinin ciddi anlamda kötü, hatta sinema tarihinin belki Sauron'dan sonra en kötü karakteri olabileceği düşüncesi yerleştirilmişti kafamda. Ama artık bırakın bunu düşünmeyi, düşünen başkalarına bile gülüyorum. İçinde biraz iyilik olan, daha sonra şevkate ve bu sevgiye olabildiğince basit bir şekilde yenik düşen bir karakter ancak bu kadar abartılabilirmiş. Zira kendisinden daha acımasız ve kötü bir karakter var filmde, izleyen herkes bilir. Kötü karakter karizmasını olabilecek en saçma şekilde çizdiren Vader ile ünlü diğer karakterler Sauron ve Voldemort'u kıyaslayanlar kendilerini komik düşürüyor sanırım. Zira sadece Star Wars hayranı gibi gözüken ya da sadece ve sadece nerd(!) tipli, kendini bilim-kurguya adamış insanların böyle düşündüğüne eminim; gerçek bir sinema seyircisi Darth Vader'ı en üstte tutmaz. Saruman neyse Darth Vader da odur muhtemelen, hatta Saruman'da şevkat olmadığı için Vader biraz daha altlarda kalıyor. 

Bir bilim-kurgu filminin her soruya yanıt verdiğini görmediğim zaman o film benden eksi puan alır. Star Wars her ne kadar sosyolojik pek çok kavramın altını çizse de başta güç kavramı olmak üzere bir takım şeyleri açıklamadığı için hoşuma gitmedi. Bir daha izler miyim bu seriyi? Hayır. En sevdiğim bölümü? Her biri aynı. En heyecanlı bölümü? Revenge of Sith.

Belki bahsedilmesi gereken paragraflarca şey var. Ama ne ben yazmak için uğraşacağım, ne de siz okumak için. Onun için iyisi mi izlemeyenler seriyi izlesin. May the force be with you.

Yorumlar

Adsız dedi ki…
aman bu yıldız savaşlarında da ne bulurlar anlamam, ibrahim tatlısesle yıldız tilbenin savaşı bile daha zevkli. Gaydırıguppak bi ışın kılıcı bi de kulağı uzun adam (o başka bi filmdi sanki ama olsun )
Adsız dedi ki…
Eşek hoşaftan ne anlar
Medical Jesus dedi ki…
Benden daha iyi anladığını düşünüyorsan buyur yaz. :)
Pastafaryan dedi ki…
Force tam olarak açıklanmıyor, ama bence Force kavramı çok etkileyeci. Yani sonuçta bunu bir din yorumlaması olarak görecek olursak, biraz panteizm, biraz tasavvuf gibi bir şey; bence çok yerinde.

Bir de orijinal üçleme, zamanına göre çok yenilikçi, çok zorlayıcı ve buna rağmen hiçbir zaman karanlık moda girmeden anlatıyor hikayeyi. Epik yanı bu bence. Yeni üçlemede ise karakter gelişimini gözlemek çok ilginç. Yine de bence yeni üçlüyü yalnızca eski üçlemeyi sevenler anlıyor. Eskisini izlemeden ya da anlamadan, yenisini sevenlerin yaptığı çok saçma, çünkü eski üçleme olmadan yenisi ortada kalıyor, bir yere varmıyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...