Ana içeriğe atla

Akbank Sanat'tan Miyazaki Rüzgarı

Dünyaca ünlü, Oscar ödüllü Japon yönetmen Hayao Miyazaki ve oğlu Goro Miyazaki'nin başyapıtları bir kez daha biz sevenleriyle buluşuyor. 2003 yılında Ruhların Kaçışı (Spirited Away - Sen to Chihiro no kamikakushi) ile Oscar heykelciğine kavuşan yönetmen, Japon anime sanatının yaşayan en büyük ustası olarak kabul ediliyor. 


Her ne kadar yönetmenin en başarılı, en sevdiğim filmi olan Spirited Away listede yer almasa da, Akbank Sanat, 7-18 Haziran tarihleri arasında 8 muhteşem yapımı bizlere sunacak:

Rüzgarlı Vadi - 7 Haziran Salı, Saat: 14.00 (1984 - 116')
Gökteki Kale - 8 Haziran Çarşamba, Saat: 14.00 (1986 - 124')
Komşum Totoro - 9 Haziran Perşembe, Saat: 14.00 (1988 - 86')
Küçük Cadı Kiki - 10 Haziran Cuma, Saat: 14.00 (1989 - 102')
Kırmızı Kanatlar - 11 Haziran Cumartesi, Saat: 14.00 (1992 - 94')
Yürüyen Şato - 14 Haziran Salı, Saat: 15.00 (2004 - 119')
Yerdeniz Öyküleri - 17 Haziran Cuma, Saat: 15.00 (2006 - 115')
Küçük Denizkızı Ponyo - 18 Haziran Cumartesi, Saat: 15.00 (2008 - 100')

Henüz Miyazaki ile tanışmamış, daha doğrusu henüz anime ile tanışmamış her sinemasever için harika birer fırsat olan bu gösterimleri kaçırmamanızı öneririm. İzleyeceğiniz şeyler ne birer çizgifilm, ne de çocuklar için yapılmış basit animasyonlar. Animeye önyargısı olanlara küçük bir not: Benim yapıtlarını izleyebildiğim tek anime sanatçısı Hayao Miyazaki'dir.

*İkinci bir not daha: 19 Haziran'da tüm bunların üstüne Spirited Away ile muhteşem bir kapanış yapabilirsiniz. Spirited Away tüm zamanların en iyi animesi/animasyonu olmakla yetinmiyor, dünya sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Film hakkındaki yorumlarım ise burada.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...