Ana içeriğe atla

Öldüren Cazibe

Bundan yaklaşık 10 sene önce, eski evimizde ablamın odasındayken birden kasetten bir şarkı çalmaya başladı. O zamanlar ne dediğini anlamasam da şarkı şöyle başlıyordu: "I need time... Joy... I need space... I need me... Action!" Bundan sonraki ilk satır "Say hello to the girl that I am" şeklindeydi, ben de o kıza ilk selamımı o an vermiştim.

Sesi güçlü ve olgun olmasa da yaptığı müzikle her zaman beni kendine çekti Britney Spears. Milenyumla birlikte başlayan R&B çılgınlığı, ona eşlik eden HipHop ve ardından gelen elektronik dalgaya rağmen 2007 yılına kadar çizgisinden ödün vermeden saf pop müziği icra etmiş olan masum kızımız, bilindiği üzere kötü dönemlerden geçmiş, 2008 yılında rekor üstüne rekor kırarak küllerinden yeniden doğmuştu.

Müzik dünyasında pek çok rekora sahip Britney, bir buçuk ay önce yayınladığı yeni albümü Femme Fatale'ın ilk teklisi Hold It Against Me ile de rekorlarına yenilerini ekledi. Burada kendisinin 13 yıllık kariyerindeki başarılarından söz etmeyeceğim elbette; konumuz Femme Fatale'in ta kendisi.

"Bu benim en iyi albümüm." diyor Britney Femme Fatale için. Blackout ile elektronik ögelere giriş yapan şarkıcı, Circus ile özüne dönmüştü. Femme Fatale ise bu iki albümün karıştırıp üstüne bir de In the Zone'u ekleyince ortaya çıkan bir derleme niteliğinde -kısaca hepsinden başarılı. 

Şarkı isimlerinden sonra parantez içinde yazan rakamlar, şarkılara 10 üzerinden verdiğim puanlardır.

Ke$ha'nın sözlerini yazdığı ve dans etme temalı Till the World Ends(7/10) ile açılan albüm, bir pop şarkısında ilk defa kullanılan aksak ritimlerle dikkat çeken Hold It Against Me(9/10) ile devam ediyor. Britney'in diğer albümlerinde olduğu gibi 3. şarkıda bir nebze olsun dinlendirmeyi başaran ve albümün en olgun şarkılarından Inside Out'un(7/10) ardından serinin en hareketli parçası I Wanna Go(9/10) geliyor. Şarkı, Billboard Hot 100 listesine tekli olmadığı halde 75. sıradan giriş yapmıştı. Ayrıca Kore'de 3 haftadır en çok satan şarkı ünvanını koruyor. Bunlar tekli olmayan bir şarkı için oldukça olumlu sonuçlar. Kıtanın zevkine hitap edeceği düşünüldüğünden 3. tekli olarak Avrupa'da satışa sunulacak I Wanna Go. 

5. şarkı ile birlikte saf pop dediğim şeye, albümün en başarılı şarkılarından biriyle adım atıyoruz: How I Roll(9/10). İlk dinleyişte itici gelen şarkı, birkaç kez dinleyince bağımlısı yapıyor -sözlerinin güzelliği de cabası. Sabi isimli rapçi kızımızla yapılan Drop Dead (Beautiful)(8/10) Britney'in şu ana kadar yaptığı en iyi düet olmakla birlikte ardından gelen Seal It With A Kiss(7/10) albümün olgunluğunu kanıtlıyor. Black Eyed Peas üyesi prodüktör Will.i.am'in yaptığı ve söylerken eşlik ettiği, ABD'de 3. tekli olacak olan Big Fat Bass(7/10) ise bir Britney şarkısından çok BEP şarkısı olduğunu oldukça belli ediyor. 

Yine bestesi ve müziği ile gönülleri fetheden Trouble For Me'nin(7/10) ardından Blackout ve In the Zone'dan çakma Trip To Your Heart'ı(5/10) dinliyoruz. Gasoline(7/10) ise kimilerine göre ikinci bir Toxic vakası olsa da sadece ismi ve ritmi gereği o sıfatı alabiliyor benden. Son şarkı Criminal(8/10) ise "İşte bu Britney!" dedirtecek cinsten, samimi sözlere sahip tek şarkı. 

Albümün Deluxe Edition'ında gelen 4 şarkı Up N' Down, He About to Lose Me, Selfish ve Don't Keep Me Waiting ise albümdeki diğer şarkılara taş çıkaracak cinsten -daha Britney, daha pop. 

Tüm bu şarkılara verdiğim puanların ortalamasını alarak, rasyonel bir değerlendirme yapacak olursam albüme 10 üzerinden 7,5 veriyor ve Femme Fatale'in Britney'in en iyi albümü olduğunu iddia ediyorum. Öyle ki kendisini sevmeyenler bile gönül rahatlığıyla dinleyebilir bu albümü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...