Ana içeriğe atla

İki Senenin Ardından: 21

İki yıl önce "19" isimli albümü ile dünya müzik piyasasına hayli hızlı bir giriş yaparak 2 Grammy dahil pek çok ödülü kucaklayan Adele, ocak ayının sonunda ikinci albümü "21"ı ülkesi Birleşik Krallık'ta piyasaya sürdü. Bundan bir ay sonra ABD'de de piyasaya çıkan albüm, listelere birinci sıradan girdi ve Amerika'da 2011'de çıkan ve 1 milyon satış sınırını aşan ilk albüm oldu. Bundan daha önemlisi ise albümün Birleşik Krallık'ta zirvedeki 11. haftasında olması -ki bu bir rekor olarak tarihe geçti/geçiyor. Ayrıca Ada'da şu ana kadar dijital ortamda en çok indirilen albüm ünvanı da 21'a ait.


Daha pek çok rekora sahip bir albüm 21. Aynı iki sene önce çıkan albüm 19'de olduğu gibi her yaştan dinleyiciye ulaşmayı başaran Adele'i Chasing Pavements ile duymuş fakat daha sonra bir kenara bırakmıştım. İki ay kadar önce yeni albümünü edinip dinleme fırsatı bulduğumda ise çok büyük bir hata yaptığımı fark ettim. (Britanya halkı da benim gibi düşünüyor olacak ki Adele'in "19" albümü listelerde 2. sıraya yükseldi ve Adele, en çok satan albümler listesinde ilk iki sırayı alan tek sanatçı olma şerefine erişti.)

Albüm, aynı zamanda ilk tekli olarak piyasaya sürülen Rolling in the Deep ile açılıyor. Adele bu şarkıyı "karanlık, hüzün verici, mistik bir disko ezgisi" olarak tanımlıyor. Zaten şarkıyı duyduğunuzda (ve anladığınızda) bu söylemin ne kadar doğru olduğunu görüyorsunuz. Yine nakaratı hareketli Rumour Has It ile devam eden liste, albümün en iyi parçası olduğunu düşündüğüm Turning Tables'a varıyor. Piyano vuruşları ile hem şarkıya hem de beyninize giren şarkı, sözleri ve Adele'in duygulu sesi ile kendini defalarca dinletiyor. 

I won't let you close enough to hurt me
No, I won't ask you, you to just desert me
I can't give you what you think you gave me
It's time to say goodbye to turning tables

Don't You Remember, caz ezgileriyle He Won't Go, Set Fire to the Rain, Take It All, kıpır kıpır I'll Be Waiting, sesin ne kadar güçlü olabileceğini gösteren One and Only, Lovesong ve duygusal anlarınızda dinlemenizi kesinlikle önermediğim, aksi takdirde kötü sonuçlarına katlanmanız gereken muhteşem şarkı Someone Like You -kısaca albümdeki tüm parçalar, 21 yaşındaki bir insanın yapabileceğinden çok daha öte, çok daha özel. Dinleyicilerin bir bildiği var ki albüm rekor üstüne rekor kırıyor. Grammy adaylığı neredeyse kesin olan albümü bir kez dinlemeniz durumunda çalma listenizden eksik etmeyeceğiniz şarkılarla tanışacağınızı garanti ediyor, albüme 10 üzerinden 9 veriyorum.

Yorumlar

mustafa dedi ki…
one and only <3
Murat Locke dedi ki…
Gerçekten güzel bir albüm. İnsanı ağlatacak şarkılar var

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...