Ana içeriğe atla

Klasik: Ruhun Dört Rengi

Tanıdıklar vardır, yoldan geçerken görmezden gelmek için. Arkadaşlar vardır, senenin bir günü doğum gününüzü kutlamak için. Bir de dostlar vardır, geri kalan her şey için. 

5 seneden uzun süre önce hayatıma giren biri de son kategoride yerini almıştı -seneler önce. Tahmin edemeyeceğiniz kadar kısa süre içinde hayatımda değer verip saygı duyduğum, sevgimin zirveden aşağı hiç inmediği biri haline gelmişti o. "Müzik ruhun gıdasıdır." lafına bazen gülmekle yetindiğimde birden aklıma prenses gelirdi ve her söze gülmemem gerektiğini anlardım.


Müziği, sazlardan bir adım öteye götüren malum prenses bir süre sonra sesini de kullanmaya başladı  ve kendisini artık Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Korosu'nda dinler olduk.

1994 yılında kurulan ve kurulduğu seneden beri Boğaziçi üniversitesi başta olmak üzere çeşitli okullarda/çeşitli şehirlerde konserler veren Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Korosu, adını, dahil olduğu etkinliklerde bir hayli duyuran bir öğrenci topluluğu. Şöhretini Türkiye sınırlarının ötesine taşıyan topluluk, Avrupa'nın önemli şehirlerinde de çeşitli etkinliklerde bulunmuş.

Son üç yıldır Aya İrini'de de konserler veren koro, sadece Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine açık olmamakla birlikte amaçları doğrultusunda yüksek hedefleriyle -bu hedeflere ulaşacaklarına gönülden inandığım- ilerleyen bir topluluk.

25 Nisan 2011 günü İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü'nde verdikleri konsere katılma şansına eriştiğim BÜMK Klasik Müzik Korosu, Türk ve dünya müziklerinin senteziyle izleyenlere güzel bir cuma akşamı yaşattı. 16+1 eserle bizi, yaklaşık 1,5 saat süren bir klasik müzik yolculuğuna topluluk 4 renkten sesle salona seslendi. Klasik müzik ile alakam Mozart'ın Ağıt'ı ve sözsüz/sazlı müziklerden ibaret olsa da, bu konser, benim için muhteşem diyebileceğim bir deneyim oldu.


6 yaşında piyano eğitimine başlayan pek yetenekli Kaan Bayır'ın yönettiği koronun en beğendiğim performansı Muammer Sun'un Bebek isimli eserinin yorumu oldu. Tüylerimi diken diken eden ve gözlerimi dolduran yorum, gecenin belki içeriği, belki dili, belki de koronun kendisi gereği en içten seslendirilen eserdi. Laçin, Ave Maria, Abendlied, Güzelleme, With a Lily in Your Hand gibi yorumlar ise Bebek ile yarışacak cinstendi. İlk yarının son performansı, ünlü Katibim türküsüne yönelik bir derlemeydi ve oldukça başarılıydı. 

12 soprano, 12 alto, 7 tenor ve 6 bas ruhtan çıkan 4 rengin içinize işleyen nefeslerine son performansta 5 saz, zaman zaman ise çeşitli danslar eşlik ediyor.

Gelecek programlarında 1 Nisan 2011 günü Boğaziçi Üniversitesi'nde ve 22 Mayıs 2011 günü Aya İrini'de verecekleri konserleri barındıran topluluğu şiddetle dinlemenizi tavsiye ediyorum. Verdikleri konserlerin ücretsiz olduğunu hatırlatmakta fayda var. (Aya İrini konserinin muhtemel fiyatı hakkında bir fikrim yok.) Sınavım dolayısıyla katılamayacağım Nisan ayı konserlerine rağmen Aya İrini'de zevkle izleyeceğim/dinleyeceğim koroda bana eşlik etmemeniz için hiçbir sebep göremiyorum. 

Topluluğun internet sitesi ve Facebook sayfası'ndan gelişmeleri takip edebilirsiniz. Aşağıda ise koronun Almanya'da verdiği konserden Güzelleme isimli performansını izleyebilirsiniz:


(Topluluğun internet sayfasında başka performansları da bulunmaktadır.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...