Ana içeriğe atla

Eurovision 2011

Geçtiğimiz sene ilk defa favorim olan ülkenin kazandığı Avrupa'nın favori şovu Eurovision, bu sene Avrupa'nın büyük şehirlerinden Düsseldorf'ta düzenlenecek. Geçtiğimiz sene sevgili Emre Eminoğlu'nun blogunda konuk yazar olarak klavyeye döktüğüm Eurovision 2010 değerlendirme yazımın 1. bölümünü buradan, 2. bölümünü ise buradan okuyabilirsiniz. Bu sene yarışmayla ilgili neredeyse her ayrıntının belli olduğunu haberlerden okuduğumuz kadarıyla biliyoruz. Yıllar sonra yarışmaya dönen İtalya ile birlikte San Marino, Macaristan ve Avusturya da bu sene tekrar yarışacak diğer ülkeler.


Yarışmanın sunuculuğunu Anke Engelke, Judith Rakers ve ulu insan Stefan Raab'ın yapacağı açıklanırken, açılışta Stefan Raab ve saz ekibinin geçen senenin kazanan şarkısı Satellite'ı seslendireceği bildirildi. İsrail'i ise ülkesini 1998 yılında birinci getiren Dana International temsil edecek.

Tabi önemli kısımlar bunlar değil. "Avrupa'da bu yarışmayı kimse önemsemiyor yea!" şeklindeki yorumların son birkaç senedir çürüdüğü Eurovision, Avrupa müziğini tanımak isteyen bir bünye için ilk ve en rahat kaynaktır. Avrupa'nın her köşesinden, farklı kültürlerden gelen şarkıcılar ve kendileri gibi olan şarkıları hem benim müzik hazneme hem de milyonlarca kişinin haznesine çok başarılı eserler soktu; bu yüzden Eurovision denen yarışmayı severim, saygı duyarım. Siyaseti zafere taşımayan ve en büyük favorilerin kazandığı bir yarışma olan Eurovision için bu sene 6 gönderiden oluşan bir seri hazırladım. Her seride belli özelliklere sahip ülkelerin Düsseldorf'ta yarışacak şarkılarını tanıtacağım ve aynı yolla favorilerimi belirleyeceğim.

Söz konusu gruplara gelince:

1. grup kuzeye uzanıyor: Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Norveç, Rusya ve İsveç
2. grup Batı Avrupa çoğunluklu: İrlanda, Hollanda, Danimarka, İzlanda, Birleşik Krallık, Fransa ve Portekiz
3. grupta Akdeniz'e iniyoruz: İspanya, İtalya, San Marino, Slovenya, Yunanistan, Kıbrıs ve Malta
4. grup doğu bloku ülkeleri genelinde: Türkiye, Azerbaycan, İsrail, Gürcistan, Ermenistan, Ukrayna ve Belarus
5. grupta Balkan ateşine: Bulgaristan, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan, Romanya ve Moldova
6. ve son grup ise kısmi Orta Avrupa: İsviçre, Almanya, Slovakya, Polonya, Macaristan, Belçika ve Avusturya

1 aylık bir süreçte yayınlayacağım tanıtım yazılarında söz konusu şarkıları dinleyebilirsiniz. Belki hiçbiri bir Lane Moje, bir Waterloo, bir Fairytale gibi yeniliklere yol açmayacak ama yıllar sonra hatırladığımızda yüzümüzü güldüren en az bir Avrupa halk ezgisine rastlarız bu sene.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...