Ana içeriğe atla

Oscar'a Doğru #8: Black Swan

Son 10 senede ardı ardına 4 kaliteli filmi izleyicilerin beğenisine sunan yönetmen Darren Aronofsky'nin son şaheseri Black Swan'da ürkek, kendine güveni olmayan bir balerinin şizofreni hikayesi ile karşı karşıyayız. Pi ve Requiem For A Dream ile farklı bakış açılarına sahip filmlere imza atan Aronofsky, daha sonra The Fountain ve The Wrestler'ı izleyicilere sunarak başarısına başarı katmıştı.

Nina rolündeki takdir edilesi performansı ile Natalie Portman'a, filmde, Lily karakteri ile Mila Kunis, ikilinin yönetmeni olarak Thomas rolüyle Vincent Cassel ve Nina'nın annesini oynayan Barbara Hershey eşlik ediyor. Oyuncu kadrosu senenin başarılı kastinglere sahip diğer filmleri The Fighter, The King's Speech ve The Kids Are All Right'ınki kadar mükemmele yakın olmasa da bir hayli işi iş çıkaran filmde özellikle Barbara Hershey'nin şapka çıkarılacak performansı göz dolduruyor. (Ki filmde takdir edilmesi gereken ilk oyuncu kendisidir şahsi fikrime göre.)

Sanatı ve müzikleri ile kendini daha da ön plana çıkaran filmin ses konusunda aynı başarıya sahip olduğunu söylemek ne yazık ki güç. Başta Portman olmak üzere karakterlerin sesleri ile müzikleri harmanlama olayı filmde pek de başarılı olmamış. Elbette ses konusunda kötü bir harmoni ve kurguya sahip değil film lakin diğer yönleriyle zirveye oynayan bir yapımdan daha fazlası beklenirdi. 

Film, izleyen izlemeyen herkesçe o kadar çok göz önünde tutuldu ki bazılarınca Natalie Portman ilahlaştırıldı, bazılarınca senenin tartışmasız en iyi filmi olduğu iddia edildi. 2010 gibi sinema sektörü açısından muhteşem diye nitelendirilebilecek filmlere imza atılan bir senede Black Swan ne yazık ki ödül komitelerince hakettiği değeri göremedi, göremeyecek. Çok başarılı bir film olduğuna sonuna kadar katılsam da ne yazık ki artık "balon" olmuş bir filmle karşı karşıyayız. "İzlediğinizde Aronofsky filmi olduğunu anlarsınız!" diyen güruhlara yönetmenin sadece 5 uzun metraj filmi olduğunu hatırlatmak istiyorum. (Muhtemelen söz konusu kişiler sadece Requiem For A Dream'i izleyip bu yorumu yapıyor.) 

Sanatı, oyunculukları, kurgusu ve görmezden gelinen senaryosu ile baş tacı edilebilecek bir filmi Darren Aronofsky dışında bir yönetmenin elinden izleseydik aynı tadı muhtemelen vermeyecekti. True Grit'i izlemeden önce senenin en iyi sinematografisine sahip olduğunu düşündüğüm film, teknik ögelerle süslü olmasa bile kesinlikle göze hitap eden cinsten.

Oscar adaylıkları (5): En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kurgu, en iyi görüntü yönetimi, en iyi kadın oyuncu (Natalie Portman)

Oscar yorumları ve tahminleri: Yukarıda da belirttiğim gibi sene içinde harcandı Black Swan. Oldukça başarılı bir sanat draması olan film, diğer sanat filmleri (The King's Speech), sanat dışı filmler (The Social Network) ve teknik filmlerin (Inception) gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. 

Aronofsky'nin Requiem For A Dream'den daha dehşet veren, daha iyi bir sona ve senaryoya sahip filmi, The King's Speech ve The Social Network yarışında bir terslik olması durumunda True Grit ile en iyi film Oscarı'nı almak üzere kapışacaktır. Yönetmenin kendisi ise aynı şekilde Tom Hooper ve David Fincher yarışından sıyrılıp Oscar'a kavuşursa hiç şaşırmamak gerekir.
Sanat yönetimi ve senaryo kategorilerinde aday gösterilmeyerek bünyelerde büyük şaşkınlığa sebep olan Black Swan, bu eksikliklerini görüntü yönetimi ve kurgu adaylıkları ile kapatmaya çalışıyor. 5 adaylığın böyle bir film için az olduğunu düşünen ben, 7 adaylığın ideal olabileceği görüşündeydim lakin Akademi benimle aynı şekilde düşünmedi. 

Filmin en büyük kozu Natalie Portman'ın, şimdiye dek aday olduğu neredeyse tüm ödülleri kazansa da (kazanamadıklarını Jennifer Lawrence'a kaptırdı) Oscar yarışında karşısında Annette Bening gibi bir isim olması, oyuncunun zaferini tehlikeye düşürüyor. Bu kategorideki favorim ne Portman ne de Bening değil lakin tüm Natalie Portman hayranlarından bir ricam var: Eğer ki 27 Şubat 2011 gecesi Oscar Bening'e giderse sakin olsunlar ve The Kids Are All Right'ı izlesinler. (Ardından da Winter's Bone'u izleyebilirler pek ala.)


Oscar'ı alır: En iyi kadın oyuncu (Natalie Portman)
Şansı var: En iyi kurgu, en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi görüntü yönetimi
Şansı yok: (Şansı olduğu kategorilerle aynı)

Şimdiye kadar ne kazandı: 1 film, 4 yönetmen, 23 kadın oyuncu (Natalie Portman), 2yardımcı kadın oyuncu (Mila Kunis), 1 senaryo, 2 görüntü yönetimi, 1 kurgu, 1 film müziği, 1 sanat yönetimi ödülü


2010 Kişisel Oscar Listem: #3 (9.3/10)

Yorumlar

İbrahim Mumcu dedi ki…
Filmi daha dün gece izleyebildim. Konusu ilk başta çok sıkıcı gelse de daha sonra şizofrenik hareketler filme renk kattı. Şüphesiz ki Portman harikaydı.

10 üzerinden 9 verdim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...