Ana içeriğe atla

Oscar'a Doğru #6: The Town, Rabbit Hole, Tangled

Soydukları bankanın müdürüne aşık olan ve bunun mücadelesini vermesi gereken bir hırsız ile çevresindekilerin öyküsü, küçük oğullarını trafik kazasında kaybeden bir ailenin oğullarının katili ile yüzleşmesi, farklı ve eğlenceli kahramanların işin içine katılarak izleyiciye sunulan bir Rapunzel hikayesi... Sırayla Oscar'da tek kategoride adaylık elde etmiş üç film; The Town, Rabbit Hole ve Tangled'ın içerikleri bu şekilde.

Yönetmen koltuğunda 2. kez oturan Ben Affleck'in elinden çıkma The Town, Affleck'in ilk filmi Gone Baby Gone'ın beklenenin üstündeki başarısı sonrası umutlandığım bir film oldu. Zira izledikten sonra film hakkında olumsuz bir şey de düşünmedim çünkü Affleck, ikinci kez işini hakkıyla yapmış gözüküyordu.

1997 yılında Matt Damon ile birlikte kaleme aldığı Good Will Hunting ile ilk Oscar'ını kazanan Affleck, The Town'ın da senaryosunu yazan ekibin içinde. Filmi yazıp yöneten, bir de üstünde filmde oynayan biri olarak Affleck'i ne kadar tebrik etsek az. Herhangi bir soygun filmi gibi başlayıp, devam edip, sonlansa da The Town'da farklı bir şeyler var. Rebecca Hall, geçtiğimiz sene The Hurt Locker'daki performansı ile Oscar'a aday gösterilen ve bu sene ikinci adaylığını alan Jeremy Renner, Mad Men'in yıldızı John Hamm, Gossip Girl'ümüz Blake Lively ve ocak ayı başında hayatını kaybeden usta aktör Pete Postletwaite'i kadrosunda barındıran film zaman zaman sizi "Orada olsam da şu Renner'ın kafasını kırsam!" dedirten, zaman zaman "Fazla duygusalsın be Affleck" diye çıldırtan; aksiyonun hiç eksik olmadığı ve oyunculukların ciddi anlamda başarılı olduğu bir yapım. (Evet, Blake Lively'nin performansını bile beğendim.)

Oscar adaylıkları (1): En iyi yardımcı erkek oyuncu (Jeremy Renner)

Oscar yorumları ve tahminleri: Jeremy Renner'a üst üste ikinci kez Oscar adaylığı getiren filmin, en iyi film kategorisinde Winter's Bone yerine 10. film olarak aday olup olamayacağı tartışılıyordu. Lakin benim de The Town'a şans verdiğim son aday koltuğuna Winter's Bone oturdu. Renner'ın Christian Bale, Geoffrey Rush, John Hawkes karşısında "hiç" şansı olmamakla birlikte Mark Ruffalo ile sıralamada 4. ve 5. sırada olacaklarını tahmin ediyorum.

Oscar'ı alır: -
Şansı var: -
Hiç şansı yok: En iyi yardımcı erkek oyuncu (Jeremy Renner)

Şu ana kadar ne kazandı: 2 kast ödülü

2010 Kişisel Oscar Listem: #12 (8.3/10)


Art arda iki yıl Oscar adayı olup bu adaylıklardan ikincisini zafere dönüştüren Nicole Kidman'ın başrolünü Aaron Eckhart'la paylaştığı Rabbit Hole, diyalogları ve sessizliği kullanması ile dikkat çeken bir film olarak karşımıza çıkıyor. Filmin bazı sahnelerinde bu diyaloglar öyle bir hal alıyor ki olay örgüsünden koptuğunuzu hissedebiliyorsunuz. Bunun yanında Kidman'ın şahsi düşünceme göre şimdiye kadarki en başarılı performansını sergilediği film, ağır tempolu drama sevmeyen kişilere kesinlikle önerilmiyor. Rabbit Hole, Kidman'a 3. Oscar adaylığını getirmekle birlikte senaryo konusunda bir adaylık kapsaydı çok daha mutlu olabilirdim.

Filmin yukarıda gördüğünüz afişi, iki başrol oyuncusunun film boyunca içinde bulunduğu ruh halini o kadar iyi yansıtıyor ki bu yönüyle benim için senenin en iyi film afişlerinden biri oluyor. 

Oscar adaylıkları (1): En iyi kadın oyuncu (Nicole Kidman)

Oscar tahminleri ve yorumları: Annette Bening ve Natalie Portman'ın frontrunner olarak tüm ödülleri süpürdüğü bir yarışta Kidman'ın şansı ne yazık ki yok. 

Oscar'ı alır: -
Şansı var: -
Hiç şansı yok: En iyi kadın oyuncu (Nicole Kidman)

Şu ana kadar ne kazandı: -

2010 Kişisel Oscar Listem: #13 (8.1/10)
 


Disney'in 50. animasyonu olarak, bir kutlama niteliğinde vizyona soktuğu Tangled, bildiğimiz Rapunzel hikayesini azıcık farklılaştırıp, olaya yeni (ve sevimli) karakterler ekleyerek önümüze sunulmuş bir animasyon. Tatlı mı tatlı ve dengesiz hareketleri ile kendisine hasta bırakan bir Rapunzel, bakışları ile libido yükseltebilecek kıvamda seksi bir hırsız, elinize alıp mıncır mıncır mıncıklayabileceğiniz bir bukalemun ve filmin belki de en komik ögesi olan beyaz bir at hikaye boyunca karşımıza çıkan karakterler. Her Disney animasyonunda olduğu gibi şarkılar filme ayrı bir renk katıyor. (Yine her Disney animasyonunda olduğu gibi) Yer yer müzikal tadında ilerleyen filmin "en iyi animasyon" kategorisinde değil de "en iyi özgün şarkı" kategorisinde aday olmasının sebebi de bu olsa gerek. Zaten bazen Disney'in Oscar umudunu sadece "şarkı ve müziklere" bağladığını düşünmüyor değilim; tarih de bunun kanıtı aslında.

Oscar adaylıkları (1): En iyi özgün şarkı (I See The Light)
Oscar tahminleri ve yorumları: Despicable Me ile birlikte, bu sene 3 aday olması sebebiyle en iyi animasyon kategorisinde Oscar'a aday olamayan Tangled, umudunu önceden de söylediğim gibi en iyi şarkı kategorisinde sürdürüyor. Akademi olgun(!) davranır da ödülü Country Song'a vermezse Oscar'ın en güçlü iki şarkı adayı I See The Light ile Toy Story 3'nin We Belong Together'ı oluyor. Şahsi fikrim ödülün bu iki şarkıdan birine gideceği yönünde ama eleştirmenlere göre We Belong Together'ın şansının daha yüksek olduğunu da belirtmem gerek. Şarkıyı filmde olduğu gibi Oscar töreninde de Mandy Moore ve Zachary Levi seslendirecek. I See The Light'ı dinlemek isteyenler için:



Oscar'ı alır: -
Şansı var: En iyi özgün şarkı (I See The Light)
Hiç şansı yok:

Şu ana kadar ne kazandı:

2010 Kişisel Oscar Listem: #14 (7.7/10)

Yorumlar

apollo boy dedi ki…
blake lively'nin performansını ben de beğendim. bu kadar başarılı olacağını sanmazdım. aksiyon konusunda da film cidden iyi. sürekli bir enerji.

rabbit hole'un afişi de eğer ''tüm zamanların en iyi afişleri'' gibi bir liste yapılırsa cidden zirveyi zorlar derim. Australia sonrası cidden sıkılmıştım Kidman'dan, ama bu filmde olağanüstü cidden. bir de şu far eğer oyuncu kidman değil de başka biri olsa filmi seyretmeye dayanabilir miydim acaba ?

Bu blogdaki popüler yayınlar

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi What’s Eating Gilbert Grape ve Juliette Binoche ile Steve Carell’i bir araya getiren Dan in Real Life gibi filmlerinden senaristi ve yönetmeni Peter Hedges, beş yıl sonra sektöre The Odd Life of Timothy Green ile döndü. Küçük fantastik ögelerle dolu, komedinin de tuzunu barındıran fakat genel anlamda dramatik bir aile filmi olan Timothy Green’in Tuhaf Yaşamı’nda başrollerde Jennifer Garner ve Joel Edgerton’ı izliyoruz. Yönetmenin Dan in Real Life’ında da boy göstermiş ufaklık CJ Adams da hikayenin baş kahramanı olan topraktan doğma Timothy Green’e hayat veriyor. Tek istekleri bir çocuk sahibi olmak olan Jim ve Cindy, doktorların onca çabasına rağmen mutlu olamayacakları sonucunu öğrendiğinde bir hayli yıkılmıştır. O güne kadar oynadıkları küçük bir oyun olan “bizim çocuğumuz olsa nasıl olurdu?” temalı oyunlarını son bir kez daha oynamak isterler ve çocuklarında olmasını istedikleri ...