Ana içeriğe atla

Oscar'a Doğru #4: The Kids Are All Right

Yönetmen: Lisa Cholodenko
Senaryo: Lisa Cholodenko, Stuart Blumberg
Oyuncular: Annette Bening, Julianne Moore, Mark Ruffalo, Mia Wasikowska, Josh Hutcherson

Genelde TV dizilerinde işini yapmayı tercih eden yönetmen Lisa Cholodenko, lezbiyen bir çiftin çocuklarını koruma içgüdüsü ile yaşadıklarını ve çocuklarına yaşattıklarını ele alıyor The Kids Are All Right'ta. Annette Bening, Julianne Moore, Mark Ruffalo gibi usta oyuncuların yanında yine bu sene Alice rolüyle karşımıza çıkan Mia Wasikowska ile Josh Hutcherson filmin oyuncu kadrosunu oluşturuyor.

Oyuncuları gereği senenin en iyi ekip işlerinden birine imza atılan The Kids Are All Right'ın konusu kısaca lezbiyen çiftimizin (Bening ve Moore) iki çocuğunun (Wasikowska ve Hutcherson) biyolojik babalarını (Ruffalo) bulması ve ortaya 5 kişinin etrafında dönen bir öykünün çıkmasından ibaret. Ya da değil çünkü lezbiyenlerimizden biri aslında sadece hemcinsinden hoşlanmayabilir. Bu problem, filme duygu dolu diyaloglar katması ve Bening'e 4. Oscar adaylığını kazandırması ile sonuçlanıyor. 

Filmin başlarında disiplinli, dediğim-dedik, eşine tapan anne rolünü hakkıyla yerine getiren Bening, durumlar kötüye gidince yapabileceği işin en iyisini ortaya koyuyor. En az Bening kadar başarılı bir oyunculuk sergileyen Moore ise daha yumuşak, sadık(!), çocuksu anne rolünde. Mark Ruffalo'nun oyunculuğu benim içimi Bening ve Moore'unki kadar ısıtmasa da pek çok topluluk gibi Akademi de kendisinin performasını beğendi ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde Oscar'a aday gösterdi. 

Filmin senaryosu Bening'den sonra göze çarpan ilk detay. Önce basit gibi gelse de filmi izlediğinizde gerçekten güzel kurgulanmış bir öyküye tanıklık ettiğinizi anlıyorsunuz. Akademi de haliyle bunu fark etti elbette ve aynı zamanda senarist olan yönetmenimiz Cholodenko'ya bir adaylık verdi.

Oscar Adaylıkları (4): En iyi film, en iyi kadın oyuncu (Annette Bening), en iyi yardımcı erkek oyuncu (Mark Ruffalo), en iyi özgün senaryo

Oscar yorumları ve tahminleri: En iyi film kategorisi drama ve komedi diye ikiye ayrılmadığı için bu dalda şansı olmayan The Kids Are All Right'ın aslında en büyük umudu Annette Bening. Bu sene 4. Oscar adaylığını sonuna kadar hakederek alan Bening, senenin en iddialı performanslarından birine imza atan Natalie Portman'ın elinden Oscar'ı alabilecek en güçlü, hatta tek isim. Neredeyse her otorite tarafından ödüle layık görülen Natalie Portman eğer Screen Actors Guild Ödülleri'nden zaferle ayrılmasaydı Annette Bening'in Oscar'ı kucaklayacağına kesin gözüyle bakacaktım. Lakin hala yarış bitmiş değil çünkü Bening için Akademi'nin "artık zamanı geldi" demesi çok muhtemel ve Bening'in Akademi'de pek çok arkadaşı ve seveni olduğu da bir gerçek. İki sene önce SAG hariç her ödülü silip süpüren Mickey Rourke'un Oscar gecesi Sean Penn'e yenilmesi nasıl kısmi bir mucizeyse (kısmi çünkü Penn SAG'dan zaferle dönmüştü) Bening'in bu sene Oscar'ı kucaklaması da aynı şey olabilir. Hala ümidim var; hatta içimden bir ses Akademi'nin Bening'i görmezden gelmeyeceğini ve Oscar'ı vereceğini söylüyor.
Mark Ruffalo'nun Christian Bale ve Geoffrey Rush karşısında şansı olmamakla birlikte aynı şekilde filmin senaryosunun The King's Speech ve Inception karşısında şansı yok.

Oscar'ı alır: -
Şansı var: En iyi kadın oyuncu (Annette Bening)
Hiç şansı yok: En iyi film, en iyi özgün senaryo, en iyi yardımcı erkek oyuncu (Mark Ruffalo)

Şimdiye kadar ne kazandı: 2 film, 5 kadın oyuncu, 3 senaryo, 1 yardımcı erkek oyuncu ödülü

2010 Kişisel Oscar Listem: #9 (8.4/10)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Master (2012)

Bugüne kadar oturup ciddi bir şekilde düşünmemiş olsam da en sevdiğim yönetmeni sorsalar biraz bekledikten sonra vereceğim yanıt Paul Thomas Anderson olurdu sanırım -en azından sıralayacağım birkaç isimden biri olacağına şüphem yok. Kendisiyle olan tanışıklığım bundan uzun seneler önce Boogie Nights ile olmuştu ve ergenliği keşfetmekle meşgul olduğum vakitlerde sinemanın bir başka yüzünü göstermişti bana. Magnolia, Punch-Drunk Love derken birkaç sene önce There Will Be Blood ile artık üstatlığı sorgulanamaz hale gelen Anderson, son filmi The Master'da da Blood'da yaptığı gibi toplumların da üstünde var olan olguların eleştirisini yapmaya devam ediyor. Bu sefer kapitalizm felsefesinden ayrılıp inanç olgusuna bakış atıyor fakat kendisinin de söylediği gibi bunu oldukça üstü kapalı, seyircinin algısına bırakılmış ve kabul edilebilir derecede sembolik ve imgesel metotları kullanarak yapıyor. Her ne kadar hakkında pek fazla bilgim olmasa da (Tom Cruise da olmasa ne yapardı bu...

BAFTA Kazananları

İngilizlerin Oscar’ı olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri sahiplerini buldu. Aday listesindeki bir takım yanlışlıklardan öngörüde bulunmamızı istiyor olmalılardı ki ödül töreninde açıklanan kazananlardan bazılarına anlam veremedik. Oscar’ın da favorisi The Artist’in 7 ödülle süpürdüğü gecede en iyi İngiliz filmi ödülünü Tinker Tailor Soldier Spy kazandı. Senaryosunun nesinin özgün olduğunu bir türlü anlamadığımız (hadi öykünün olmayan özgünlüğünü geçtim, diyalog bile yok filmde) ve Hugo, Tinker Tailor Soldier Spy, War Horse gibi adayların bulunduğu (üstelik The Tree of Life’ın aday bile gösterilmediği) en iyi görüntü yönetimi ödülünü de kucaklayan The Artist’in bu iki kategorideki haksız zaferini yersiz buluyorum. Yine kostüm tasarımında Hugo, Jane Eyre gibi adaylar dururken ödülün The Artist’e gitmesi tek kelimeyle fiyasko olarak nitelendirilebilir. Toplamda 21 kategoride yaptığım tahminlerden ( buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) 14’ünü doğru tutturmayı başardım. Yanlış ola...

2013'te Sinefilleri Neler Bekliyor?

George Clooney, Alfonso Cuaron imzalı Gravity ile karşımıza çıkacak Dolu dolu bir 2012 yılı sinema sezonunu sönük bir Hollywood seremonisiyle tamamladıktan sonra pek çok auteur ve başarılı yönetmenin karşımıza çıkacağı 2013 sezonuna merhaba dedik. 2011 sezonu iyiydi, 2012 sezonu daha iyiydi ve bana öyle geliyor ki 2013'te çıta biraz daha yükselecek. Hollywood ve dünya sinemasının ünlü isimlerinin merakla beklenen filmleri vizyona girecek; haliyle de sinemaseverler için uzun zamandır hayalini kurdukları bir dönem oldukça hızlı bir şekilde başlıyor. İşe Uzak Doğu sinemasından başlayacak olursak öncelikle Japon anime sanatının yaşayan en büyük temsilcisi Hayao Miyazaki ustanın iki projesinden bahsetmek gerekir. Ruhların Kaçışı gibi bir kült yapıma imza atarak Oscar ödülü dahi kazanan Miyazaki bu sene 2. Dünya Savaşı sırasında Japon savaş uçaklarını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatını anlatacağı The Wind Rises ve ayrıntıları açıklanmasa da 1992 yapımı olan kırmızı İtal...